Archive for the ‘paylaşayım dedim’ Category

blizzard efsanesi, starcraft hikayesi – bolum I (terran)

Friday, August 6th, 2010

TERRAN


Batı Uygarlığı’ nın Çöküşü

21yy’ ın sonlarına doğru insanoğlu Dünyada eşi görülmemiş değişikliklere tanık oldu. Yeni radikal teknolojiler inanılmaz miktarlarda ortaya çıkıyor, gelişmiş bilgisayarlarla bilgi bankalarına hatta Dünya’ nın en ücra köşelerindeki milletler hakkında bilgilere erişimi kolaylaştırıyordu. Doğudaki Komünizmin kökünün kurumasıyla birlikte, nükleer silahların dağıtımı da hızlı bir şekilde yaygınlaşıyordu. Bir zamanlar ekonomik ve ordu üstünlüğüyle tanımlı olan uluslararası süper güç anlayışı, 3. Dünya ülkelerinin bu askeri ve ekonomik dengeleri sarsmasıyla bozulmaya başladı.

Sibernetik biliminin hızlı gelişimiyle klonlama ve gen ekleme sürekli kamuoyuna sunuluyor, militan hümanist ve sıkı dinci grupları genetik deneylerden kar eden özel yatırım kurumlarıyla karşı karşıya geliyordu. Bir sürü insan sibernetik eklentilerle yenileniyor, bazılarıysa gelişmiş telepati ya da yükseltilmiş duyular gibi hafif fiziksel mutasyonlar gösteriyordu. İnsan geni haritasındaki bu dramatik gelişmeler, görüş birliği ayrılıklarıyla geniş paniklere neden olmaya başladı.

Teknoloji gelişmeye ve yayılmaya devam etti, nüfus oranları patlama noktasındaydı. 21. yy’ ın hemen hemen sonlarına doğru Dünya’ da 6 trilyon insan yaşıyordu. Kirlilik ve doğal kaynaklarla harcanabilir yakıtların azalmasıyla liderler milletlerinin soylarının devamı için uğraşıyordu. Aşırı nüfus ve gen değişimleriyle birlikte kaçınılmaz felaketin yaklaştığı şeklinde genel bir görüş oluşmaya başladı.

Bu arada, dünyadaki tansiyonlar genetik mutasyon ve sibernetiğe yatırımla ilgili olarak gerilirken, pek çok dev uluslararası ekonomik sistem kendi üstlerine düşüp kapatıldı. Terörizm ve şiddet kurumsal sektörle kamu kuruluşları arasında sürekli kol geziyordu. Tüm dünyada polis örgütlerinin baskısı artmaya başladı. Sorumsuz medya patronlarıyla bu acımasız baskılar zaten karışmış pek çok büyük ülkede iç kaoslara neden oldu. En sonunda dünya güçlerindeki belirsiz denge uluslararası cümbüşe dönmüştü.

Yeni Düzen

22 Kasım, 2229′da insanoğlunun ortak çıkarlarını korumak amacıyla şu anki UN’ in yerine sayılabilecek UPL(United Powers League) kuruldu. Bu düzen birkaç değişken Güney Amerika eyaleti dışında Dünya nüfusunun yaklaşık %93′ü tarafından kontrol ediliyordu. UPL, ‘aydınlık sosyalizm’ in temelleri üzerine kurulmuştu, fakat yerel düzenleri sağlamada sert, faşist polis eylemleri yöntemine başvuruyordu. Buna rağmen 98 yıla yakın süren kontrolünde UPL pek çok kültürün tamamen birleşmesi yolunda önemli bir adım attı. Irkçılığın kökünün kurutulması yolunda ise çok önemli mesafeler kat edildi ve Birleşik Komisyon pek çok eski inanışı yasakladı. Ve yine pek çok dil doğduğu ülkelerde yasaklanıp, İngilizce gezegenin ortak dili olarak kabul edildi.

Büyük Arınma

Sekiz yüzyıl önce kanlı sorgulamaların Avrupa’yı karıştırdığı gibi, UPL en sert gündemlerinden birini uygulamak üzere harekete geçti: Arınma Projesi. Bu soykırım mücadelesi, Hükümetin insanlığın çeşitli dejenere yüzlerinden temizlenmesi için bulduğu son çözümdü. UPL askerleri dünyadaki tüm milletlere yayılarak, muhalifleri, bilgisayar korsanlarını, sentetik ve sibernetikleri ve diğer her çeşit suçluyu bir yere topladı ve seçilen 400 milyon kişiyi acımasızca katletti. Artık tamamen UPL kontrolünde olan Dünya basını bu korkunç zorbalığı görmezlikten gelirken çoğunluk bu vahşetten habersiz kalıyordu.

Bu arada UPL pek çok çekirdek teknolojinin gelişimine de ön ayak oldu. Yüzyıllarca uykuda kalan pek çok araştırma, UPL kontrolünde gün ışığına çıkarıldı. 20. yy ortalarında sürekli politik sabotajlar ve azalan bütçeleriyle Amerika ve Rusya tarafından son verilen Uzay Keşfi programları, insanlığın keşiflerindeki yeni dönemin temelini oluşturdu. Sayrojenik uyku ve warp-yolculuk teknolojilerinin birlikte kullanımı yıldızlar arasında seyahati mümkün kıldı. 40 yıl gibi bir sürede UPL ayın üstünde ve Terran güneş sisteminde koloniler kurmuştu.

Bu süre içersinde, genç ve zeki bir bilim adamı olan Doran Routhe gücünü UPL ile birleştirme planları yapıyordu. Arınma Projesi’ nin pisliklerine bulaşmamış olan Routhe’ un kafasına Terran Sektörü dışında koloniler bulma fikri takılmıştı. Ona göre dış dünyalarda bulacağı yeni mineraller ve alternatif yakıt kaynakları onu dünyanın en etkili adamı yapacaktı. Politik bağlantıları ve şansı ile, gizli planlarını gerçekleştirmek üzere binlerce mahkumu denek için kaçırmayı başardı.

Arınma Projesi ile seçilip toplu idamı bekleyen mahkumlar, Routhe’ un özel laboratuarlarına getirildi. Mahkumları dış dünyada kolonize olmak üzere yollamayı düşünen Routhe, ekibiyle birlikte 56.000 kişiyi uzun sayrojenik uykuya yatırmak üzere hazırlanmaya başladı. Mahkumların çeşitli mutasyonlarını ve sibernetik eklentilerini kaydedip tüm bilgiyi yeni bir süper-bilgisayara aktardı. ATLAS (Artificial Tele-Empathic Logistics Analysis System) adını verdiği bu sistem, genetik bilgileri işleyip hangi mahkumların hayatta kalabileceğini hesapladı. Seçilen 40.000′ e yakın mahkumu 4 devasa süper-taşıyıcıya yükledi. Mahkumlar sayrojenik uykuya hazırlanırken, gemiler hesaplanan yere vardıklarında kullanmaları için yeterli tedarik ve donanımla yükleniyordu ve sefer bilgisayarı Gantris IV koordinatlarına programlandı. Her şey mükemmel gözüküyordu ama Routhe bile mahkumların uzay ortamında neredeyse kesin ölümlerine gönderildiğini düşünmemişti.

Sürgün ve Uzun Uyku

ATLAS süper-taşıyıcı gemilerin ilki olan Nagglfar’ a yüklenmişti. Nagglfar, Gantris VI’ ya doğru fırlatıldıktan sonra diğer 3 taşıyıcı – Argo, Sarengo ve Reagon onu takip etmek üzere programlanmıştı. Yolculuk boyunca – ki buna nesiller sonra ‘Uzun Uyku’ denecekti – ATLAS sayrojenik hücrelerinde uyuyan insanları gözlüyordu. Mahkumların gen havuzunda bulunan çeşitli mutasyon ve eklentileri değerlendirirken bazılarının DNA’sında bulunan mutajenik kalıntının farkına varmıştı. Mahkumların yüzde 1′inden daha azında olmasına rağmen, bu mutasyon insan beyninin gizli potansiyellerini arttırıcı özellikteydi. ATLAS, mahkumların kurtulması halinde birkaç nesil içerisinde bazılarının bu mutasyondan faydalanmak isteyebileceğini hesapladı. Bu arada bütün bulguları naklen Routhe’ un kayıtlarına gönderiyordu.

Bir sene olarak hesaplanmasına rağmen yolculuk çok daha uzun sürdü. ATLAS’ ın navigasyon sistemi arızalanmış, sadece Gantris VI’ nın değil Dünyanın da koordinatları silinmişti. Çaresiz kargolarıyla dört gemi warp hızıyla uzayda otuz seneye yakın ilerledi.

Sonunda 4 süper taşıyıcının motorları kritik seviyede ısınmaya başladı. 28 yıllık yolculuktan sona, koca gemiler uzayın derinliklerinde yerleşilebilir bir yıldız sistemine varmıştı. Dünyadan 60.000 ışık yılı uzakta motorları bozulmuş, yaşam destek güçleri neredeyse bitmiş olarak gemiler acil durum koşullarına uyarak sistemdeki en yakın ve uygun gezegene doğru ilerlemeye başladı.

Reagan ve Sarengo düşerek Umoja adlı gezegene indi. Sarengo’ nun sistemleri atmosfer ortamında büyük ölçüde hasar almıştı ve 8.000 yolcusuyla birlikte gezegene çakıldı. Reagan daha şanslıydı ve kontrollü bir alçalmayla güvenli bir şekilde inmeyi başardı. Gemi inince, ’soğuk uyku’ hücreleri açıldı ve hayatta kalan yolcular yavaş yavaş uyanmaya başladı. Nerede olduklarını ve nasıl ‘uyuduklarını’ anlamaya çalışan yolcular, ATLAS’ ın bir şekilde yolculukla ilgili tüm bilgileri sistemden sildiğini buldular.

Argo kızıl bir dünya olan Moria’ ya indi. Yolcuları Reagan’ dakilerle aynı kaderi paylaşıp durumları hakkında bir bilgi bulamadılar. Sadece Nagglfar’ daki yolcular gemideki bilgisayardan içinde bulundukları durumu anladılar. ATLAS’ a direkt olarak erişip Dünya’ ya bir daha ulaşamayacakları şüphelerini doğrulamayı başardılar, çünkü Tarsonis adındaki ılıman gezegene inmiş olmalarına rağmen Nagglfar onarılamayacak derecede hasar görmüştü. Sürgünler böylece kurtulmuştu ve hasarlı gemilerden kurtardıkları mallarla ve birer sığınak bulma ümidiyle artık 3 farklı dünyada yayılmaya başladılar.

Konfederasyon ve Yeni dünya

Her gezegendekiler ‘Yeni Dünya’ adını verdikleri ortamda yaşamaya çalışıyorlardı. Dostlarının sistemdeki diğer dünyalara yayılmalarından habersiz, başıboş Terranlar ellerine geçen her kaynağı değerlendirmeye uğraşıyordu. Gemilerden gerekli eşyaların sökülmesiyle gezegenler arası mesafede iletişimden soyutlanmışlardı ve ayrı gruplarda yüzyıllarca yaşadılar. Daha az kısa bir sürede 3 ayrı Terran grubu kardeş kolonilerini fark ettiler ve 3 koloninin tekrar uzayda birleşmeleri 60 yılı alacak olsa da, her biri kendi içlerinde başarılı topluluklar kurdu. Kolonilerden teknolojik ve diğer açılardan en gelişmiş olan Tarsonis, kısa zamanda 2. nesil yarı-warp motorları geliştirdi. Böylece yıldız sistemindeki sayısız gezegenden bazılarını ve Uzun Uykudan diğer kurtulanların gezegenlerini keşfettiler.

Artık birleşmişler ve üç koloni karşılıklı ticaret ve alışverişten faydalanmaya başlamıştı. Tarsonis’ in birleşik bir devlet kurmak için Umoja ve Moria’ ya sürekli baskı kurmasına rağmen 2 koloni sürekli reddetti. Tarsonis filosu Koprulu Sektörü adını verdikleri Terran bölgesindeki uzayda keşiflerine devam etti.

Sistemdeki diğer yedi dünyada keşfettikleri görkemli koloniler güçlü Tarsonis ordusunun daha da büyümesine yardımcı olmuştu. Tarsonis kolonileri Terran Konfederasyonu adını verdikleri yeni bir hükümet kurdu. Sektör’ deki en fazla maden ocaklarından faydalanan Morian kolonisi Konfederasyon’ un bölgeye yerleşip madenlerin kontrolünü almasından korkuyordu. Böylece gizli ve ortak Kel-Morian Karteli kuruldu; amacı Konfederasyon tarafından rahatsız edilen Maden Loncalarına yardım etmekti. Konfederasyon ve Kartel arasında gerginlik arttı ve Lonca Savaşları patlak verdi.

Lonca Savaşları dört yıl kadar sürdü ve sonunda Konfederasyonun Kartelle görüşmeleriyle barış sağlandı. Kel-Morian Kartel’ i, özerkliğini koruyabilmiş olmasına rağmen işletimindeki madenlerin neredeyse tamamını Konfederasyon’ a kaptırdı. Konfederasyon’ un çirkefliğini fark etmiş olan Umoja kolonisi, Umoja Kardeş Devleti’ ni kurdu. Sonuçta, Konfederasyon, Lonca Savaşlarıyla Terran güç yapısının önemli bir taşı olduğuna emin olmuştu.

Konfederasyonun gücü bitmek tükenmek bilmeyen genişlemelerine paralel olarak ilerliyordu. Konfederasyon yurttaşlarını su istimal ettikçe korsan grupları ve radikal milisler, her fırsatta ortaya çıkmaya başladı. Bunun da en belirgin örneği Korhal’ ın ısyanı oldu.

Korhal’ ın ısyanı

Korhal Tarsonis kolonileri tarafından kurulmuş Konfederasyonun çekirdek dünyalarından biriydi. Zenginlik ve bilim dünyası olan Korhal’ ın, Konfederasyonun ordusuna ve teknolojik ilerlemesine büyük katkısı oluyordu. Devamlı üretkenliklerinden faydalanmalarına rağmen, yerel halk Konfederasyon’ un genelde kötü Senatörlerine içerliyordu. Bağımsızlıklarını ele geçirmek üzere, halk, yerel Konfederasyon güçlerine sayısız isyanda bulundu. Konfederasyon ise daha ılımlı bir şekilde koloniye savaş hali yasalarını getirdi. Bu, ortalığı daha çok kızıştırmıştı ve zaten yaygın olan iç kaos çıktı. En çok şımartılan kolonilerinin isyan etmesi durumunda diğer kolonilerin de isyan edebileceğini düşünen Konfederasyon Korhal’ daki krizi kesin olarak çözme kararı aldı.

Çevik bir eski Korhal Senatörü olan Angus Mengsk yurttaşlarının isteklerine karşılık vermek üzere liderliği ele aldı. Mengsk Konfederasyona savaş ilan ettiğinde özgürlükleri neredeyse kaçınılmaz gibi gözüküyordu. Korhal’ın insanlarını gönüllü bir vatanseverlik çılgınlığına kışkırtan Senatör, Konfederasyonun tüm karakollarını ele geçirdi. Bir bildirgeyle Konfederasyonun Korhal’ da hiçbir hak iddia edemeyeceğini yayınlayarak diğer mücadele eden kolonilerin de saygı ve takdirini kazanmıştı.

Durumu zaptetmeye çalışan Konfederasyon tüm birlik ve filolarını Korhal’ dan geri çekti. Mengsk ve diğer liderler bağımsızlıklarını kazandıklarını düşünerek Konfederasyona karşı kazandıkları zaferi kutladılar. Konfederasyon ise diğer kolonilerini düşünerek Korhal’ı tekrar almak istiyordu.

Konfederasyon, Mengsk ve yandaşlarını öldürmek üzere sadece isimleri bilinen Hayaletler adlı 3 ölümcül suikastçısını Korhal’a gönderdi. Hemen ardından genç kızı ve eşininkilerle birlikte Senatörün cesedi ertesi sabah kule şeklinde bir kale olan karargahlarının balkonunda bulundu. Mengsk’ in kafası hiç bulunamadı. Bu katliam Korhal’ daki isyanı zayıflatmada başarılı olmuştu ama aynı zamanda Konfederasyonun gördüğü en büyük düşmanları da atağa geçirmişti.

Başarılı bir Konfederasyon maden arayıcısı ve iş adamı olan Arcturus Mengsk, ailesinin ölüm haberini almıştı. Yıllarını maden aramakla geçirmiş olan Mengsk Konfederasyon’ un amaçlarına ulaşmak için her türlü yolu denediğini zaten biliyordu. Sektör politikalarıyla ilgisizdi ve Korhal’ da araları açık olan babasının davranışlarını yersiz buluyordu. Fakat ailesinin basit bir amaç uğruna katledilmesini hiç beklemiyordu. Ölümleri genç Arcturus’un içindekileri harekete geçirmiş ve vaadeden geleceğini bırakıp intikamın yalnız yollarını seçti.

Böylece Mengsk, babasına Konfederasyon’a karşı yardım etmiş olan çeşitli militan gruplarını toplayıp etkili fakat bir çeşit başıbozuk bir ordu kurmayı başardı. Mengsk’ in takipçileri Konfederasyon’un çeşitli üslerine ve yerleşim birimlerine asker, makine ve ekipman açısından pahalıya mal olan cesurca saldırılarda bulundu. Umojan Kardeş Birliği ve Mengsk’in grubu arasında gizli bir ittifak olduğu söylentilerinin yayılmasıyla Konfederasyon durumlarına son noktayı koyacak çözümü bulmak için toplandı ve uzaktaki başkentleri Tarsonis’den bin kadar Apocalypse-tipi nükleer missili Korhal’a fırlatma kararı aldı. Dört milyondan fazla insan bu acımasız saldırıda yok edildi. Korhal görkemli kolonisiyle birlikte bir anda tozdan bir küreye dönüşmüştü.

Tahribatın haberleri küçük Umojan devletinin sınırlarında gizli bir üste bulunana Mengsk’ e geldi. İntikamını almaktan başka birşeyi kalmamış olan Arcturus ve çevresindekiler Konfederasyonu indirmek için kutsal bir yemin ettiler.

Kendilerine Korhal’ın Oğulları adını veren Arcturus ve gönüllüler takımı kısa zamanda kendilerini Sektör’de en çok arananlar listesine koydular. Ani ve hızlı saldıran Korhal’ın Oğulları Konfederasyon’a karşı sayısız zafer kazandı. Ama adalet adına kazanılan her savaşta Arcturus, Konfederasyon tarafından kontrol edilen medya ile aklını yitirmiş bir terörist olarak gösteriliyordu. Pekçok koloni grupla ilgisi olanlara barınak veya hizmet vermeyi reddediyordu. Skandallarla kamuoyonun tepkisine rağmen Mengsk, Konfederasyona karşı savaşmayı bırakmadı. Korhal’ın Oğulları bugün de Konfederasyon Kuvvetlerini karıştırnak ve Sektör’e huzur verme görevlerini yerine getirmek için uğraşmaktadır.

Savaş

Çeşitli koloni güçleri ve korsan milisleri Konfederasyon birlikleriyle bir süre daha dalaşmaya devam etti. Pekçok grubun birbirleriyle savaş halinde olmasına rağmen genel olarak Terranlar, Koprulu Sektöründe genişlemeye ve güçlenmeye devam ediyordu. Bu küçük atışmalar da yakında Terran kolonilerinin başları büyük bir belaya girince bitecekti.

Hiçbir uyarı vermeden elli kadar yabancı savaş gemisi uzaktaki bir Konfederasyon kolonisi olan Chau Sara’nın gökyüzünde alçaldı. Devasa gemiler aniden kuşkulu koloninin tüm yerleşim birimlerine birden saldırdı. Daha önce eşi görülmemiş bu saldırı Konfederasyon güçlerini habersiz yakalamış, Terran filolarını dağıtmıştı. Terranlar yabancı yaratıkların hiçbirini yakalayamadan kendilerini bu yeni, gizemli düşmandan korumak üzere hızlı bir şekilde geri kaçtılar.

Yaratıkların filosu bir başka Terran gezegeni Mar Sara’ya doğru ilerlerken Konfederasyon biçimsiz bir orduyla karşı saldırı başlattı. Bu arada kendilerini Protoss olarak tanıtan yaratık filosu, gizemli birşekilde güçlerini geri çekerek koloniyi geride bıraktı. Hemen ardından, Mar Sara’nın dışında ikinci ve korkunç bir yaratığın varlığı farkedildi. Bu yeni böceksi işgalciler az önce koloniye saldıran Protosslardan çok farklıydılar.

Hiçbir Terran kuvveti bir değil iki tane garip yaratık ırkını ortadan kaldıracak güçte değildi. Ortak bir paranoyak korkuyla dehşete düşmüş ve kendi politik iç savaşlarıyla çaresiz durumdaki koloniler, Terran Sektörünün ortasında patlak veren savaşa doğru ilerleyen ve sayıları sürekli artan işgalci yaratık akınlarını sadece oturup seyredebiliyordu.

Sonne – Rammstein

Thursday, July 8th, 2010

Iki hafta once Istanbul, Sonisphere ile birlikte dunyaca unlu cesitli metal gruplarina ev sahipligi yapti. Ilk gun headliner olan Rammstein unutulmaz bir performans sergilemisti. Daha onceden de bildigim ama benim icin cok ilgi cekici olmayan bu parcayi, bu konser ile bir daha kesfettim.


See more from Videos on rocktube.us

fevgo – haris alexiou

Sunday, May 2nd, 2010

gectigimiz ay gripinin yeni sarkisiyla karsilastim internet ortamlarinda. dinledim, cok guzel geldi sozleri, tinisi. bir kac dinlemenin ardindan bir sey dikkatimi cekti, melodi bir yerlerden tanidik ama nereden? googleda hemen kisa bir arastirma sonrasi buldum. haris alexiou hanimefendiden gelmis seneler once bu sarki fevgo ismiyle. daha sonra youtube’dan actim fevgoyu dinledim. bir kez daha bir kez daha bir kez daha. yunanca bilmem etmem, ama sarkinin melodisi, soyleyenin vurucu sesi, bu kadar mi yasatir en yogunundan duygulari insanin bunyesinde. merak ettim anlamini fevgo’nun. eksi sozlukte hakkindaki karsima gelen ilk entryde sozlerinin anlami yaziyor. aslinda yunanca bilmeden de bu kadar iyi hissedilebilir bir sarkinin sozleriyle de anlatmak istedigi. yunanca bilmiyorum evet, ama ben sozlerin anlamini bilmeden de soyluyordum bunlari icimden sarkiyi dinlerken. tesekkur ederim alexiou.


Haris Alexiou – FevgoFunny blooper videos are here

zaman zaman gündüz düsler görürsün,
ama simdi benim düslerim daha ileri gitmiyor.
gidiyorum… simdi gidiyorum..
bir zamanlar gözlerindeki güneslerin icinden bakardi,
ve bu güneş beni lime lime ederdi.
gidiyorum… simdi gidiyorum..
simdi gökyüzü korkutmuyor beni yagmur bile yagsa,
simdi düslerimin kimligi yok.
gidiyorum.. simdi gidiyorum…
gidiyorum artık kalbim almiyor,
artik dostlarim söylesinler beni sarki diye.
gidiyorum ve arkamda birakiyorum ortak düslerimi,
hasta ve gücsüz duygulari..
gidiyorum.. gidiyorum…
artik yalanlara bulanmaya tahammülüm kalmadi,
ve şimdi anladim ki ben de bir yalanmisim..
gidiyorum.. simdi gidiyorum…
artik hayatimi ölçüsüz yasamak istiyorum,
kalbim gitgide bir tas gibi sertlesmekteyken.
gidiyorum.. simdi gidiyorum…
simdi insanlar ve sesler beni korkutmuyorlar artik,
gidiyorum simdi gidiyorum..

mezun olur gibi

Friday, April 23rd, 2010

son sene mi dedik başında. son sene olamadı, bir dönem daha bu üniversitedeyim ve şubat 2011′de mezunum. ancak son sınıf olmamızdan ötürü cübbeli fotolarımızı bu hafta çektirdik. artık mezun olma havasına da girdik. bu üniversitede geçen bunca yıl içinde en farklı günlerden bir tanesiydi geçtiğimiz çarşamba günü. şimdi artık kalan sınavları teker teker verip, diplomayı almak kaldı. umarım bundan sonrası da fotoğraflardaki gibi mutlu bir şekilde ilerler.

Albinoni Adagio In G Minor – Vesselin Demirev

Wednesday, April 21st, 2010

zaman duruyor sanki. Demirev’in kemanının sesi, Remo Giazotto’nun mükemmel eseriyle birleşiyor. gözlerinizi kapatın ve bırakın zaman dursun..

into the wild

Sunday, April 18th, 2010

bir film. sadece film değil ama bu bana. izlerken farklı duygulara girdim çıktım. biz insanoğlunun özelliği, empati kuruyoruz. durmadan, başkalarıyla etkileşime geçtiğimiz her an kendimizi koyuyoruz karşıya, kendimizi orada görüyoruz ve böylelikle hissedebiliyoruz, duyumsayabiliyoruz. işte bu filmde de yine aynı duygu etkileşimine girdim. ama biraz daha farklı etkiledi beni.

bir genç, üniversiteye başlayacak. herşeyi bırakıyor, alaska’ya gitmek, doğayla bütünleşmek için, gündelik yaşamımızın tüm yalanlarından kurtulmak adına sıyrılıyor dünyasından. tek başına.. göğsünü sıradan yalanlara karşı açarak, yıkıyor tabularını yaşamının. izlemediyseniz, şiddetle öneriyorum..

filmin başında bir kaç dize var lord byron’dan, paylaşmak istiyorum;

“there is a pleasure in the pathless woods
there is a rapture on the lonely shore
there is society,where none intrudes
by the deep sea,and music in its roar:
i love not man the less,but nature more…”

Ted Nugent – Stranglehold

Sunday, April 18th, 2010

Guitar Hero – World Tour sayesinde tanıştım kendisiyle. İnsanı kendinden geçiriyor.. Gitar bu kadar hoş gelmemeli kulağa, açlıktan susuzluktan ölebilir insan dinlerken..

sansürsüz klipler

Thursday, February 11th, 2010

Emek harcanip cekilmisler ama yayinlanmasi nasip olmamis sansursuz cillop gibi klipler..

Rammstein – Pussy (Uncensored)

500.000 rock & metal videos on ROCKTUBE and METALHEAD

Placebo – Protege moi (Uncensored)

sensiz olmaz

Monday, February 8th, 2010

acı çekmeyen, ben hep mutlu oldum, bir an bile yalnızlığın acısını hissetmedim diyebilen var mı? aşk, sevgi, bağlılık, alışkanlık kim ne derse desin.. bu şarkıda herkes birşeyler bulur kendinden..

“anlaşılan alışmışım, sensiz olmaz sensiz olmaz”


Bülent Ortaçgil – Sensiz Olmaz
Yükleyen barrlass. – Öne çıkan müzik videolarını izleyin.