Archive for the ‘yaşamımdan güncel’ Category

koprunun ustunde

Thursday, July 29th, 2010

dersler, sinavlar, notlar ve mezuniyet derken lisansi bitirdik. bolumden iki kisi, ceren ve gozde ile ilk donem finallerine calisirken yazin isvicreye gitme hayalleriyle geyiklendirirken ortamimizi, hayallerimiz gercek oldu ve ucumuz birlikte, on gun once basel’a geldik. dune kadar ucumuzun yedigi ictigi ayri gitmedi ama dun aksam ceren yine eski yasama, istanbul’umuza geri dondu. simdi gozde ile birlikte kalan gunleri doyasiya yasamak icin kaldigimiz yerden devam ediyoruz tatile.

bir insanin arkadasini tanimasi icin seyahate cikmasi gerekir derler. bence haksiz sayilmazlar. bunu en azindan gecen su on gun icerisinde daha bir iyi hissettim. gozde’yi de ceren’i de baska bir guzel severim. 6 yildir ayni universitede ayni siniflardayiz. her gun yuzumuzu gorur, icimizi disimizi bildigimizi dusunurdum.. bu tatilde ise farkli yonlerini tanima firsati buldum kendimce.

garip geliyor simdi. on gun onceki gozde ile simdiki arasinda ne fark olabilir ki diyebilirdim on gun once. degisik yuzlerini gordum, surekli birlikte gecirilen zamanlarda cogu zaman karsilasmadigim yonleriyle daha fazla karsilastim. daha iyi hissettim ne olduklarini. zaten seviyordum ikisini, artik daha bir farkli seviyorum ikisini de. zira onceden hissedebildigim yere kadar gonlumde yerleri var idi, simdi ise daha cok hissedebildigim icin onlari, daha bir farkli goruyorum kendimi ikisiyle birlikteyken. daha az veya daha cok ile aktarabilecegim bir his degil bu. sadece daha farkli. belki de, daha iyi.

ceren gitti. gozde ise bir on gun daha benimle. ve ya ben onunlayim, her ne ise iste. bakalim, on gun sonra da der miyim, on gun once boyle degildi bendeki gozde diye?

içmek, hep içmek

Tuesday, November 24th, 2009

osmanbey ev partilerinin altıncı ayağını geçtiğimiz cumartesi gerçekleştirdik. bu sefer partinin düzenlenme sebebi aslı selçuk, engin eröz ve aytekin’in doğumgünlerini kutlamaktı ancak engin şerefsizi “bilet bulamadığı” için gelemedi ve onsuz bir parti daha geçti. partimizin konsept içkisi tekila idi. yani tekilave bira dışında alkollü bir içki olmayacak, gelecek kişiler üç beş kişi birleşip ya tekila alacaklar, alamıyorlar ise bolca bira ile eve geleceklerdi. Nitekim parti başlangıcında sekiz şişe tekilamız, ellinin üzerinde biramız vardı..

bu parti için iyi hazırlandık. özellikle selçuk’un hem konsept hazırlığı hemde parti organizasyonu ile ilgili yardımları çok fazlaydı. bu partiye bu kadar çok hazırlanmamın sebebi daha bir buçuk ay önce yaptığımız “osmanbey’e veda mı diyoruz” partisinde yaşanan hüsrandı. organizasyon çok geç hazırlanmıştı ve katılımcı sayısı çok az kaldı. dolayısıyla saçma bir ev partisini, parti içinde küçük bi ev toplantısına çevirmiştik. ertesi gün etrafı toparlarken çok daha iyi organize edebileceğim bir eğlencenin olabileceğini düşündüm ve bu partiyi gerçekleştirdik.

öncekilerin ilki dışında hiç biri belirli bir içki konseptinde değildi ve bir ev partinin iyi geçmesi için ilk kuralın insanların midesini ve dolayısıyla keyfini bozmayacak şekilde içki sunmak olduğunu düşündük. bunun için bu partinin içkisini tekila olarak belirledik. ev düzeni konusunda önceki partilerden edindiğim tecrübe insanların mekan içerisinde çok fazla dağılmasını sağlamadan, bir arada tutabilecek şekle getirmeliydik. bunun dışından bir önemli konu ise ne yapacağımızı bilerek davranmaktı. yani partinin her saati belirli olmalı, insanların beraber eğlenmesini sağlamak olmalıydı. dolayısıyla müzik seçimi çok önceden belirlendi ve davetlilere bildirildi. herne kadar ihtiyaç kalmamış olsa da davetlilerin kendilerine kolaylık olsun diye bir taksi ayarlanmıştı.

melihcan, özgür, selçuk, irem ve ezgi’nin büyük yardımları ile partiden iki gün önce mekanın şekli ortam için uygun hale getirildi. görsellik katması için ışıklandırmalar ayarlandı, telvizyonda gösterilecek videolar hazırlandı, müzik listesi düzenlendi ve alışveriş yapıldı. parti günü ise, portakallar limonlar kesildi, bar hazırlandı, yiyecekler ve alkollü alkolsüz içecekler hazırlandı ve sürekli tekila içemeyecek kişiler için insanların ağzından kolay geçebilecek bir karışım hazırlandı ve shotlara konuldu. 20.00′da başlayacak parti önceki partilerin aksine daha erken başladı.

içki tekila olduğu için 20.00′da başlayan tekila shotları zamanın yavaş geçmesini sağlıyor, insanların kolay ama bozulmadan sarhoş olmalarına sebep oluyrdu. zaten ilk 5 şişe tekila bittiğinde sat 22.00 olmamıştı. o saatten sonra zaten herkes herşey koptu ve tam manasıyla parti başlamış oldu. şarkılar söyleniyor, 80′ler 90′lar eşliğinde insanlar tepiniyordu. bir kaç kişi dışında kalkıp dans etmeyen, salonun ortasında kendini kaybetmeyen yoktur sanırım. volkan ve aytekin’in canlı müziği eşliğinde ise bağıra çağıra şarkılar söyledik. parti sabaha kadar sürdü, içtik, sıçtık, güldük eğlendik.. (bi ara konyaya bile gidiyorduk) parti bittiğinde biz de bitmiştik.

parti bu kadar güzel geçmesine rağmen bu güzelliğe gölge düşüren olaylar olmadı değil tabiki. başlıca iki olay beni ciddi şekilde rahatsız etti. bir tanesi ve rahatsız etmiş olsa bile içimi yemeyen durum komşuların gürültüden rahatsız olmaları idi. haklılardır, çok abarttık zaman zaman gürültüyü ve ne deseler boynum kıldan ince. ama bir cumartesi ve ben yedi senedir aynı apartmandayım, daha ciddi bir şekilde benden rahatsız olan bir kişi bile olmamıştır. yedi senede bir gece, atlatılmayacak şey değil.. ikinci olay ise benim kimyamı ciddi şekilde bozdu ve bu partiyi bu evde yapılan jubile partisi olarak değerlendirmeme sebep oldu. İçkiyi ağzıyla değil kıçıyla içen birinin sarhoş olup benim evimde olmaması gereken bir takım olayların gelişmesi bütün gecenin güzelliğinin içine etti. olayla kendimi suçlu görmesemde ihmalimin olmadığını söyleyemem. bu ihmalde kontrolünde olmayarak yaptığım bir şey değildi ama beklediğim gibi olmadı. daha hızlı davranmalıydım ya da ağzıyla içmeyen adamları böyle yerlere getirmemeliydim en başından. neyse oldu ve bitti, yapacak bir şey yok..

komşu şikayeti ve sabahın 5′inde saçma bir durum dışında, parti kendi içinde inanılmaz güzeldi. emeği geçen, yardımı dokunan, katılan herkese çok teşekkürler.. ben başından yatasıya kadar çok eğlendim ve eğlenmeyen kişi olmamıştır sanırım.

mezun olmak ya da olmamak

Thursday, September 24th, 2009

galatasaray üniversitesi felsefe bölümü son sınıf öğrencisi oluyorum bu hafta artık. kayıt için okula giderken tüm yaz taşıdığım endişenin sonuçlanması bekliyordum. üniversitede lisansa başlarken kulaktan dolma bilgilerle 128 kredi ile mezun olacağımızı düşünürken geçtiğimiz dönem başında neden uygulandığını bilmediğimiz bir şekilde sadece bizim 146 kredi ile mezun olacağımızı öğrendik. zaten eşekler gibi kredi açığı bulunan ben, şu iki dönemde 66 kredi almalyım ve yönetmeliklerde belirlenen dönemlik kredi yük miktarı 28′i geçemiyor. İşte bu kayıt döneminde 28 kredi üzerinde alıp alamayacağımı öğreneceğim. dün danışmanım yoktu bugün limitüstü kredi ile ilgilenen hoca gelmedi artık yarın bu sene mezun olabilme ihtimalimin olup olmayacağı konusu belli olacak. tabiki bu kadar kredi alabilmiş olmam mezun olmama yeterli olmayabilir. 33 kredi ortalama 11 ders demek ve benim mezuniyet için kredi kaybımın olmadan 33ünüde verebilmem demek. üstelik tek dönem değil iki dönemde toplam 66 kredi yani ortalama 22 ders. bu sene almanca kursuna devam etme niyetim, birde gelecek için düşünüğüm tasarım kurslarına katılma isteğim ile birlikte 22 dersi kayıpsız verebilmem için insanüstü bir gayret gerekli. umarım utanmadan çıkarım bu sene sahip olduğum yüklerin içinden..

yağmur

Wednesday, September 9th, 2009

haftasonu başlayan yağmur, istanbul’u esir aldı ve iki gün önce çatalca ve silivriyi vurduktan sonra, dün gece istanbul’da sellere yol açtı. Şimdi nette haberlere bakıyorum, maddi hasarların yanında, ölen insanlar, telef olan canlar ve bunlarla ilgili herkesin bir fikri, heryerde bir suçlu arayışı var. yorumlardda yönetimin basiretsizliği mi dersiniz, altyapı sorunlarının bir türlü çözülmeyişi mi? bunu bile ergenekona bağlayıp laiklikten dem vuranlar ya da ramazanda takdir-i ilahi diyenler var. her kafadan bir ses.
üç gündür yağmuru dinliyorum penceremden, ne evimi sel götürdü, ne çevremden birine zarar geldi ve fırtınayı sadece geceleri gökyüzünü yırtan şimşekler kadar hissedebiliyorum, bir de televizyonda izlediklerim var tabi. 15 milyonluk İstanbul’da, 70 milyonluk türkiye’de bu fırtınayı veya yaşamlarında sel görmemiş insanları düşünüyorum, aynı şu an içinde bulunduğum durumda olanları. ancak başka yerlerde suçluyu arayanlardan ziyade, öncelikle çuvaldızı kendime batırmak için soruyorum şu soruyu; yaşadığım şehirde son 2 gündür gerçekleşen felaketten ziyade kaç kere aklıma geldi sel, kaç kere düşündüm hayvanlar gibi olacak bir yağışta insanların çevresini saran sulardan ötürü mahsur kalacağını, ya da kaç kere düşündüm, sel haberlerini duyduğum diğer zamanlar dışında, dere yataklarına inşa yapılmaması gerektiğini veya denize dökülen dere yataklarının daraltılmaması gerektiğini?
üniversite’ye giden, şöyle ya da böyle okuyan eden, bilinçli olduğunu iddaa eden, aklı başında bir genç olarak benim aklıma kaç kere geldi böyle bir felaket sıradan bir günümde de ben başkalarını veya başka kurumları yerden yere vurabileyim. kimseler demesin, bunu düşünecekler senden önce bu kurumlardır, bu yöneticilerdir diye. onları seçenlerde bizleriz, oy vermeye gittiğimizde bu gibi olasılıkları düşünmeden onları oraya oturtanlarda. ancak anlatmak istediğim nokta seçim veya seçilenler değil, asıl nokta bir vatandaş olarak bizler ne kadar duyarlıyız senelerdir bu plansız programsız altyapısız yaşamaya? bugün o adamlar oturuyor başta ve ne yazıkki sorun sadece onların yönetimi değil, sorun bir süreçten ibaret. saçma sapan, plansız programsız yapılaşma, önlenmeyen insan akını ve sonuç işte bu. bizler her gün biliyoruz bu sorunu ve elimizi, ağzımızı, beynimizi bile kıpırdatmıyoruz bu konuda. 1999 yılında bir deprem yaşıyoruz, bu gerçeğin farkında olarak, ha bugün ha yarın olur derken sadece 17 ağustos’larda ve sonrasındaki bir kaç gün hatırlıyoruz. illaki bir şeyleri yitirmemiz, acı çekmemiz gerekiyor ki, depremi hissedelim kıçımızda ki, biraz depreşelim, ilerleyelim.