<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Onur &#34;OwerDosE&#34; Akkurt</title>
	<atom:link href="http://www.owerdose.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.owerdose.com</link>
	<description>OwerDosE - Onur Akkurt</description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Aug 2010 10:07:29 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>blizzard efsanesi, starcraft hikayesi &#8211; bolum I (terran)</title>
		<link>http://www.owerdose.com/2010/08/06/blizzard-efsanesi-starcraft-hikayesi-bolum-i-terran/</link>
		<comments>http://www.owerdose.com/2010/08/06/blizzard-efsanesi-starcraft-hikayesi-bolum-i-terran/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2010 10:07:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>owerdose</dc:creator>
				<category><![CDATA[paylaşayım dedim]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[lore]]></category>
		<category><![CDATA[starcraft]]></category>
		<category><![CDATA[starcraft II]]></category>
		<category><![CDATA[terran]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.owerdose.com/?p=80</guid>
		<description><![CDATA[TERRAN

Batı Uygarlığı&#8217; nın Çöküşü
21yy&#8217; ın sonlarına doğru insanoğlu Dünyada eşi görülmemiş değişikliklere tanık oldu. Yeni radikal teknolojiler inanılmaz miktarlarda ortaya çıkıyor, gelişmiş bilgisayarlarla bilgi bankalarına hatta Dünya&#8217; nın en ücra köşelerindeki milletler hakkında bilgilere erişimi kolaylaştırıyordu. Doğudaki Komünizmin kökünün kurumasıyla birlikte, nükleer silahların dağıtımı da hızlı bir şekilde yaygınlaşıyordu. Bir zamanlar ekonomik ve ordu üstünlüğüyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><strong>TERRAN</strong></strong></p>
<p><strong><em><br />
Batı Uygarlığı&#8217; nın Çöküşü</em></strong></p>
<p>21yy&#8217; ın sonlarına doğru insanoğlu Dünyada eşi görülmemiş değişikliklere tanık oldu. Yeni radikal teknolojiler inanılmaz miktarlarda ortaya çıkıyor, gelişmiş bilgisayarlarla bilgi bankalarına hatta Dünya&#8217; nın en ücra köşelerindeki milletler hakkında bilgilere erişimi kolaylaştırıyordu. Doğudaki Komünizmin kökünün kurumasıyla birlikte, nükleer silahların dağıtımı da hızlı bir şekilde yaygınlaşıyordu. Bir zamanlar ekonomik ve ordu üstünlüğüyle tanımlı olan uluslararası süper güç anlayışı, 3. Dünya ülkelerinin bu askeri ve ekonomik dengeleri sarsmasıyla bozulmaya başladı.</p>
<p>Sibernetik biliminin hızlı gelişimiyle klonlama ve gen ekleme sürekli kamuoyuna sunuluyor, militan hümanist ve sıkı dinci grupları genetik deneylerden kar eden özel yatırım kurumlarıyla karşı karşıya geliyordu. Bir sürü insan sibernetik eklentilerle yenileniyor, bazılarıysa gelişmiş telepati ya da yükseltilmiş duyular gibi hafif fiziksel mutasyonlar gösteriyordu. İnsan geni haritasındaki bu dramatik gelişmeler, görüş birliği ayrılıklarıyla geniş paniklere neden olmaya başladı.</p>
<p>Teknoloji gelişmeye ve yayılmaya devam etti, nüfus oranları patlama noktasındaydı. 21. yy&#8217; ın hemen hemen sonlarına doğru Dünya&#8217; da 6 trilyon insan yaşıyordu. Kirlilik ve doğal kaynaklarla harcanabilir yakıtların azalmasıyla liderler milletlerinin soylarının devamı için uğraşıyordu. Aşırı nüfus ve gen değişimleriyle birlikte kaçınılmaz felaketin yaklaştığı şeklinde genel bir görüş oluşmaya başladı.</p>
<p>Bu arada, dünyadaki tansiyonlar genetik mutasyon ve sibernetiğe yatırımla ilgili olarak gerilirken, pek çok dev uluslararası ekonomik sistem kendi üstlerine düşüp kapatıldı. Terörizm ve şiddet kurumsal sektörle kamu kuruluşları arasında sürekli kol geziyordu. Tüm dünyada polis örgütlerinin baskısı artmaya başladı. Sorumsuz medya patronlarıyla bu acımasız baskılar zaten karışmış pek çok büyük ülkede iç kaoslara neden oldu. En sonunda dünya güçlerindeki belirsiz denge uluslararası cümbüşe dönmüştü.</p>
<p><strong><em>Yeni Düzen</em></strong></p>
<p>22 Kasım, 2229&#8242;da insanoğlunun ortak çıkarlarını korumak amacıyla şu anki UN&#8217; in yerine sayılabilecek UPL(United Powers League) kuruldu. Bu düzen birkaç değişken Güney Amerika eyaleti dışında Dünya nüfusunun yaklaşık %93&#8242;ü tarafından kontrol ediliyordu. UPL, &#8216;aydınlık sosyalizm&#8217; in temelleri üzerine kurulmuştu, fakat yerel düzenleri sağlamada sert, faşist polis eylemleri yöntemine başvuruyordu. Buna rağmen 98 yıla yakın süren kontrolünde UPL pek çok kültürün tamamen birleşmesi yolunda önemli bir adım attı. Irkçılığın kökünün kurutulması yolunda ise çok önemli mesafeler kat edildi ve Birleşik Komisyon pek çok eski inanışı yasakladı. Ve yine pek çok dil doğduğu ülkelerde yasaklanıp, İngilizce gezegenin ortak dili olarak kabul edildi.</p>
<p><strong><em>Büyük Arınma</em></strong></p>
<p>Sekiz yüzyıl önce kanlı sorgulamaların Avrupa&#8217;yı karıştırdığı gibi, UPL en sert gündemlerinden birini uygulamak üzere harekete geçti: Arınma Projesi. Bu soykırım mücadelesi, Hükümetin insanlığın çeşitli dejenere yüzlerinden temizlenmesi için bulduğu son çözümdü. UPL askerleri dünyadaki tüm milletlere yayılarak, muhalifleri, bilgisayar korsanlarını, sentetik ve sibernetikleri ve diğer her çeşit suçluyu bir yere topladı ve seçilen 400 milyon kişiyi acımasızca katletti. Artık tamamen UPL kontrolünde olan Dünya basını bu korkunç zorbalığı görmezlikten gelirken çoğunluk bu vahşetten habersiz kalıyordu.</p>
<p>Bu arada UPL pek çok çekirdek teknolojinin gelişimine de ön ayak oldu. Yüzyıllarca uykuda kalan pek çok araştırma, UPL kontrolünde gün ışığına çıkarıldı. 20. yy ortalarında sürekli politik sabotajlar ve azalan bütçeleriyle Amerika ve Rusya tarafından son verilen Uzay Keşfi programları, insanlığın keşiflerindeki yeni dönemin temelini oluşturdu. Sayrojenik uyku ve warp-yolculuk teknolojilerinin birlikte kullanımı yıldızlar arasında seyahati mümkün kıldı. 40 yıl gibi bir sürede UPL ayın üstünde ve Terran güneş sisteminde koloniler kurmuştu.</p>
<p>Bu süre içersinde, genç ve zeki bir bilim adamı olan Doran Routhe gücünü UPL ile birleştirme planları yapıyordu. Arınma Projesi&#8217; nin pisliklerine bulaşmamış olan Routhe&#8217; un kafasına Terran Sektörü dışında koloniler bulma fikri takılmıştı. Ona göre dış dünyalarda bulacağı yeni mineraller ve alternatif yakıt kaynakları onu dünyanın en etkili adamı yapacaktı. Politik bağlantıları ve şansı ile, gizli planlarını gerçekleştirmek üzere binlerce mahkumu denek için kaçırmayı başardı.</p>
<p>Arınma Projesi ile seçilip toplu idamı bekleyen mahkumlar, Routhe&#8217; un özel laboratuarlarına getirildi. Mahkumları dış dünyada kolonize olmak üzere yollamayı düşünen Routhe, ekibiyle birlikte 56.000 kişiyi uzun sayrojenik uykuya yatırmak üzere hazırlanmaya başladı. Mahkumların çeşitli mutasyonlarını ve sibernetik eklentilerini kaydedip tüm bilgiyi yeni bir süper-bilgisayara aktardı. ATLAS (Artificial Tele-Empathic Logistics Analysis System) adını verdiği bu sistem, genetik bilgileri işleyip hangi mahkumların hayatta kalabileceğini hesapladı. Seçilen 40.000&#8242; e yakın mahkumu 4 devasa süper-taşıyıcıya yükledi. Mahkumlar sayrojenik uykuya hazırlanırken, gemiler hesaplanan yere vardıklarında kullanmaları için yeterli tedarik ve donanımla yükleniyordu ve sefer bilgisayarı Gantris IV koordinatlarına programlandı. Her şey mükemmel gözüküyordu ama Routhe bile mahkumların uzay ortamında neredeyse kesin ölümlerine gönderildiğini düşünmemişti.</p>
<p><em><strong>Sürgün ve Uzun Uyku</strong></em></p>
<p>ATLAS süper-taşıyıcı gemilerin ilki olan Nagglfar&#8217; a yüklenmişti. Nagglfar, Gantris VI&#8217; ya doğru fırlatıldıktan sonra diğer 3 taşıyıcı &#8211; Argo, Sarengo ve Reagon onu takip etmek üzere programlanmıştı. Yolculuk boyunca &#8211; ki buna nesiller sonra &#8216;Uzun Uyku&#8217; denecekti &#8211; ATLAS sayrojenik hücrelerinde uyuyan insanları gözlüyordu. Mahkumların gen havuzunda bulunan çeşitli mutasyon ve eklentileri değerlendirirken bazılarının DNA&#8217;sında bulunan mutajenik kalıntının farkına varmıştı. Mahkumların yüzde 1&#8242;inden daha azında olmasına rağmen, bu mutasyon insan beyninin gizli potansiyellerini arttırıcı özellikteydi. ATLAS, mahkumların kurtulması halinde birkaç nesil içerisinde bazılarının bu mutasyondan faydalanmak isteyebileceğini hesapladı. Bu arada bütün bulguları naklen Routhe&#8217; un kayıtlarına gönderiyordu.</p>
<p>Bir sene olarak hesaplanmasına rağmen yolculuk çok daha uzun sürdü. ATLAS&#8217; ın navigasyon sistemi arızalanmış, sadece Gantris VI&#8217; nın değil Dünyanın da koordinatları silinmişti. Çaresiz kargolarıyla dört gemi warp hızıyla uzayda otuz seneye yakın ilerledi.</p>
<p>Sonunda 4 süper taşıyıcının motorları kritik seviyede ısınmaya başladı. 28 yıllık yolculuktan sona, koca gemiler uzayın derinliklerinde yerleşilebilir bir yıldız sistemine varmıştı. Dünyadan 60.000 ışık yılı uzakta motorları bozulmuş, yaşam destek güçleri neredeyse bitmiş olarak gemiler acil durum koşullarına uyarak sistemdeki en yakın ve uygun gezegene doğru ilerlemeye başladı.</p>
<p>Reagan ve Sarengo düşerek Umoja adlı gezegene indi. Sarengo&#8217; nun sistemleri atmosfer ortamında büyük ölçüde hasar almıştı ve 8.000 yolcusuyla birlikte gezegene çakıldı. Reagan daha şanslıydı ve kontrollü bir alçalmayla güvenli bir şekilde inmeyi başardı. Gemi inince, &#8217;soğuk uyku&#8217; hücreleri açıldı ve hayatta kalan yolcular yavaş yavaş uyanmaya başladı. Nerede olduklarını ve nasıl &#8216;uyuduklarını&#8217; anlamaya çalışan yolcular, ATLAS&#8217; ın bir şekilde yolculukla ilgili tüm bilgileri sistemden sildiğini buldular.</p>
<p>Argo kızıl bir dünya olan Moria&#8217; ya indi. Yolcuları Reagan&#8217; dakilerle aynı kaderi paylaşıp durumları hakkında bir bilgi bulamadılar. Sadece Nagglfar&#8217; daki yolcular gemideki bilgisayardan içinde bulundukları durumu anladılar. ATLAS&#8217; a direkt olarak erişip Dünya&#8217; ya bir daha ulaşamayacakları şüphelerini doğrulamayı başardılar, çünkü Tarsonis adındaki ılıman gezegene inmiş olmalarına rağmen Nagglfar onarılamayacak derecede hasar görmüştü. Sürgünler böylece kurtulmuştu ve hasarlı gemilerden kurtardıkları mallarla ve birer sığınak bulma ümidiyle artık 3 farklı dünyada yayılmaya başladılar.</p>
<p><strong><em>Konfederasyon ve Yeni dünya</em></strong></p>
<p>Her gezegendekiler &#8216;Yeni Dünya&#8217; adını verdikleri ortamda yaşamaya çalışıyorlardı. Dostlarının sistemdeki diğer dünyalara yayılmalarından habersiz, başıboş Terranlar ellerine geçen her kaynağı değerlendirmeye uğraşıyordu. Gemilerden gerekli eşyaların sökülmesiyle gezegenler arası mesafede iletişimden soyutlanmışlardı ve ayrı gruplarda yüzyıllarca yaşadılar. Daha az kısa bir sürede 3 ayrı Terran grubu kardeş kolonilerini fark ettiler ve 3 koloninin tekrar uzayda birleşmeleri 60 yılı alacak olsa da, her biri kendi içlerinde başarılı topluluklar kurdu. Kolonilerden teknolojik ve diğer açılardan en gelişmiş olan Tarsonis, kısa zamanda 2. nesil yarı-warp motorları geliştirdi. Böylece yıldız sistemindeki sayısız gezegenden bazılarını ve Uzun Uykudan diğer kurtulanların gezegenlerini keşfettiler.</p>
<p>Artık birleşmişler ve üç koloni karşılıklı ticaret ve alışverişten faydalanmaya başlamıştı. Tarsonis&#8217; in birleşik bir devlet kurmak için Umoja ve Moria&#8217; ya sürekli baskı kurmasına rağmen 2 koloni sürekli reddetti. Tarsonis filosu Koprulu Sektörü adını verdikleri Terran bölgesindeki uzayda keşiflerine devam etti.</p>
<p>Sistemdeki diğer yedi dünyada keşfettikleri görkemli koloniler güçlü Tarsonis ordusunun daha da büyümesine yardımcı olmuştu. Tarsonis kolonileri Terran Konfederasyonu adını verdikleri yeni bir hükümet kurdu. Sektör&#8217; deki en fazla maden ocaklarından faydalanan Morian kolonisi Konfederasyon&#8217; un bölgeye yerleşip madenlerin kontrolünü almasından korkuyordu. Böylece gizli ve ortak Kel-Morian Karteli kuruldu; amacı Konfederasyon tarafından rahatsız edilen Maden Loncalarına yardım etmekti. Konfederasyon ve Kartel arasında gerginlik arttı ve Lonca Savaşları patlak verdi.</p>
<p>Lonca Savaşları dört yıl kadar sürdü ve sonunda Konfederasyonun Kartelle görüşmeleriyle barış sağlandı. Kel-Morian Kartel&#8217; i, özerkliğini koruyabilmiş olmasına rağmen işletimindeki madenlerin neredeyse tamamını Konfederasyon&#8217; a kaptırdı. Konfederasyon&#8217; un çirkefliğini fark etmiş olan Umoja kolonisi, Umoja Kardeş Devleti&#8217; ni kurdu. Sonuçta, Konfederasyon, Lonca Savaşlarıyla Terran güç yapısının önemli bir taşı olduğuna emin olmuştu.</p>
<p>Konfederasyonun gücü bitmek tükenmek bilmeyen genişlemelerine paralel olarak ilerliyordu. Konfederasyon yurttaşlarını su istimal ettikçe korsan grupları ve radikal milisler, her fırsatta ortaya çıkmaya başladı. Bunun da en belirgin örneği Korhal&#8217; ın ısyanı oldu.</p>
<p><strong><em>Korhal&#8217; ın ısyanı</em></strong></p>
<p>Korhal Tarsonis kolonileri tarafından kurulmuş Konfederasyonun çekirdek dünyalarından biriydi. Zenginlik ve bilim dünyası olan Korhal&#8217; ın, Konfederasyonun ordusuna ve teknolojik ilerlemesine büyük katkısı oluyordu. Devamlı üretkenliklerinden faydalanmalarına rağmen, yerel halk Konfederasyon&#8217; un genelde kötü Senatörlerine içerliyordu. Bağımsızlıklarını ele geçirmek üzere, halk, yerel Konfederasyon güçlerine sayısız isyanda bulundu. Konfederasyon ise daha ılımlı bir şekilde koloniye savaş hali yasalarını getirdi. Bu, ortalığı daha çok kızıştırmıştı ve zaten yaygın olan iç kaos çıktı. En çok şımartılan kolonilerinin isyan etmesi durumunda diğer kolonilerin de isyan edebileceğini düşünen Konfederasyon Korhal&#8217; daki krizi kesin olarak çözme kararı aldı.</p>
<p>Çevik bir eski Korhal Senatörü olan Angus Mengsk yurttaşlarının isteklerine karşılık vermek üzere liderliği ele aldı. Mengsk Konfederasyona savaş ilan ettiğinde özgürlükleri neredeyse kaçınılmaz gibi gözüküyordu. Korhal&#8217;ın insanlarını gönüllü bir vatanseverlik çılgınlığına kışkırtan Senatör, Konfederasyonun tüm karakollarını ele geçirdi. Bir bildirgeyle Konfederasyonun Korhal&#8217; da hiçbir hak iddia edemeyeceğini yayınlayarak diğer mücadele eden kolonilerin de saygı ve takdirini kazanmıştı.</p>
<p>Durumu zaptetmeye çalışan Konfederasyon tüm birlik ve filolarını Korhal&#8217; dan geri çekti. Mengsk ve diğer liderler bağımsızlıklarını kazandıklarını düşünerek Konfederasyona karşı kazandıkları zaferi kutladılar. Konfederasyon ise diğer kolonilerini düşünerek Korhal&#8217;ı tekrar almak istiyordu.</p>
<p>Konfederasyon, Mengsk ve yandaşlarını öldürmek üzere sadece isimleri bilinen Hayaletler adlı 3 ölümcül suikastçısını Korhal&#8217;a gönderdi. Hemen ardından genç kızı ve eşininkilerle birlikte Senatörün cesedi ertesi sabah kule şeklinde bir kale olan karargahlarının balkonunda bulundu. Mengsk&#8217; in kafası hiç bulunamadı. Bu katliam Korhal&#8217; daki isyanı zayıflatmada başarılı olmuştu ama aynı zamanda Konfederasyonun gördüğü en büyük düşmanları da atağa geçirmişti.</p>
<p>Başarılı bir Konfederasyon maden arayıcısı ve iş adamı olan Arcturus Mengsk, ailesinin ölüm haberini almıştı. Yıllarını maden aramakla geçirmiş olan Mengsk Konfederasyon&#8217; un amaçlarına ulaşmak için her türlü yolu denediğini zaten biliyordu. Sektör politikalarıyla ilgisizdi ve Korhal&#8217; da araları açık olan babasının davranışlarını yersiz buluyordu. Fakat ailesinin basit bir amaç uğruna katledilmesini hiç beklemiyordu. Ölümleri genç Arcturus&#8217;un içindekileri harekete geçirmiş ve vaadeden geleceğini bırakıp intikamın yalnız yollarını seçti.</p>
<p>Böylece Mengsk, babasına Konfederasyon&#8217;a karşı yardım etmiş olan çeşitli militan gruplarını toplayıp etkili fakat bir çeşit başıbozuk bir ordu kurmayı başardı. Mengsk&#8217; in takipçileri Konfederasyon&#8217;un çeşitli üslerine ve yerleşim birimlerine asker, makine ve ekipman açısından pahalıya mal olan cesurca saldırılarda bulundu. Umojan Kardeş Birliği ve Mengsk&#8217;in grubu arasında gizli bir ittifak olduğu söylentilerinin yayılmasıyla Konfederasyon durumlarına son noktayı koyacak çözümü bulmak için toplandı ve uzaktaki başkentleri Tarsonis&#8217;den bin kadar Apocalypse-tipi nükleer missili Korhal&#8217;a fırlatma kararı aldı. Dört milyondan fazla insan bu acımasız saldırıda yok edildi. Korhal görkemli kolonisiyle birlikte bir anda tozdan bir küreye dönüşmüştü.</p>
<p>Tahribatın haberleri küçük Umojan devletinin sınırlarında gizli bir üste bulunana Mengsk&#8217; e geldi. İntikamını almaktan başka birşeyi kalmamış olan Arcturus ve çevresindekiler Konfederasyonu indirmek için kutsal bir yemin ettiler.</p>
<p>Kendilerine Korhal&#8217;ın Oğulları adını veren Arcturus ve gönüllüler takımı kısa zamanda kendilerini Sektör&#8217;de en çok arananlar listesine koydular. Ani ve hızlı saldıran Korhal&#8217;ın Oğulları Konfederasyon&#8217;a karşı sayısız zafer kazandı. Ama adalet adına kazanılan her savaşta Arcturus, Konfederasyon tarafından kontrol edilen medya ile aklını yitirmiş bir terörist olarak gösteriliyordu. Pekçok koloni grupla ilgisi olanlara barınak veya hizmet vermeyi reddediyordu. Skandallarla kamuoyonun tepkisine rağmen Mengsk, Konfederasyona karşı savaşmayı bırakmadı. Korhal&#8217;ın Oğulları bugün de Konfederasyon Kuvvetlerini karıştırnak ve Sektör&#8217;e huzur verme görevlerini yerine getirmek için uğraşmaktadır.</p>
<p><em><strong>Savaş</strong></em></p>
<p>Çeşitli koloni güçleri ve korsan milisleri Konfederasyon birlikleriyle bir süre daha dalaşmaya devam etti. Pekçok grubun birbirleriyle savaş halinde olmasına rağmen genel olarak Terranlar, Koprulu Sektöründe genişlemeye ve güçlenmeye devam ediyordu. Bu küçük atışmalar da yakında Terran kolonilerinin başları büyük bir belaya girince bitecekti.</p>
<p>Hiçbir uyarı vermeden elli kadar yabancı savaş gemisi uzaktaki bir Konfederasyon kolonisi olan Chau Sara&#8217;nın gökyüzünde alçaldı. Devasa gemiler aniden kuşkulu koloninin tüm yerleşim birimlerine birden saldırdı. Daha önce eşi görülmemiş bu saldırı Konfederasyon güçlerini habersiz yakalamış, Terran filolarını dağıtmıştı. Terranlar yabancı yaratıkların hiçbirini yakalayamadan kendilerini bu yeni, gizemli düşmandan korumak üzere hızlı bir şekilde geri kaçtılar.</p>
<p>Yaratıkların filosu bir başka Terran gezegeni Mar Sara&#8217;ya doğru ilerlerken Konfederasyon biçimsiz bir orduyla karşı saldırı başlattı. Bu arada kendilerini Protoss olarak tanıtan yaratık filosu, gizemli birşekilde güçlerini geri çekerek koloniyi geride bıraktı. Hemen ardından, Mar Sara&#8217;nın dışında ikinci ve korkunç bir yaratığın varlığı farkedildi. Bu yeni böceksi işgalciler az önce koloniye saldıran Protosslardan çok farklıydılar.</p>
<p>Hiçbir Terran kuvveti bir değil iki tane garip yaratık ırkını ortadan kaldıracak güçte değildi. Ortak bir paranoyak korkuyla dehşete düşmüş ve kendi politik iç savaşlarıyla çaresiz durumdaki koloniler, Terran Sektörünün ortasında patlak veren savaşa doğru ilerleyen ve sayıları sürekli artan işgalci yaratık akınlarını sadece oturup seyredebiliyordu.</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.owerdose.com/2010/08/06/blizzard-efsanesi-starcraft-hikayesi-bolum-i-terran/" target="_blank"><img src="http://www.owerdose.com/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.owerdose.com/2010/08/06/blizzard-efsanesi-starcraft-hikayesi-bolum-i-terran/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>koprunun ustunde</title>
		<link>http://www.owerdose.com/2010/07/29/koprunun-ustunde/</link>
		<comments>http://www.owerdose.com/2010/07/29/koprunun-ustunde/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 20:15:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>owerdose</dc:creator>
				<category><![CDATA[yaşamımdan güncel]]></category>
		<category><![CDATA[basel]]></category>
		<category><![CDATA[ceren]]></category>
		<category><![CDATA[gözde]]></category>
		<category><![CDATA[tatil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.owerdose.com/?p=78</guid>
		<description><![CDATA[dersler, sinavlar, notlar ve mezuniyet derken lisansi bitirdik. bolumden iki kisi, ceren ve gozde ile ilk donem finallerine calisirken yazin isvicreye gitme hayalleriyle geyiklendirirken ortamimizi, hayallerimiz gercek oldu ve ucumuz birlikte, on gun once basel&#8217;a geldik. dune kadar ucumuzun yedigi ictigi ayri gitmedi ama dun aksam ceren yine eski yasama, istanbul&#8217;umuza geri dondu. simdi gozde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>dersler, sinavlar, notlar ve mezuniyet derken lisansi bitirdik. bolumden iki kisi, ceren ve gozde ile ilk donem finallerine calisirken yazin isvicreye gitme hayalleriyle geyiklendirirken ortamimizi, hayallerimiz gercek oldu ve ucumuz birlikte, on gun once basel&#8217;a geldik. dune kadar ucumuzun yedigi ictigi ayri gitmedi ama dun aksam ceren yine eski yasama, istanbul&#8217;umuza geri dondu. simdi gozde ile birlikte kalan gunleri doyasiya yasamak icin kaldigimiz yerden devam ediyoruz tatile. </p>
<p>bir insanin arkadasini tanimasi icin seyahate cikmasi gerekir derler. bence haksiz sayilmazlar. bunu en azindan gecen su on gun icerisinde daha bir iyi hissettim. gozde&#8217;yi de ceren&#8217;i de baska bir guzel severim. 6 yildir ayni universitede ayni siniflardayiz. her gun yuzumuzu gorur, icimizi disimizi bildigimizi dusunurdum.. bu tatilde ise farkli yonlerini tanima firsati buldum kendimce. </p>
<p>garip geliyor simdi. on gun onceki gozde ile simdiki arasinda ne fark olabilir ki diyebilirdim on gun once. degisik yuzlerini gordum, surekli birlikte gecirilen zamanlarda cogu zaman karsilasmadigim yonleriyle daha fazla karsilastim. daha iyi hissettim ne olduklarini. zaten seviyordum ikisini, artik daha bir farkli seviyorum ikisini de. zira onceden hissedebildigim yere kadar gonlumde yerleri var idi, simdi ise daha cok hissedebildigim icin onlari, daha bir farkli goruyorum kendimi ikisiyle birlikteyken. daha az veya daha cok ile aktarabilecegim bir his degil bu. sadece daha farkli. belki de, daha iyi. </p>
<p>ceren gitti. gozde ise bir on gun daha benimle. ve ya ben onunlayim, her ne ise iste. bakalim, on gun sonra da der miyim, on gun once boyle degildi bendeki gozde diye?</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.owerdose.com/2010/07/29/koprunun-ustunde/" target="_blank"><img src="http://www.owerdose.com/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.owerdose.com/2010/07/29/koprunun-ustunde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sonne &#8211; Rammstein</title>
		<link>http://www.owerdose.com/2010/07/08/sonne-rammstein/</link>
		<comments>http://www.owerdose.com/2010/07/08/sonne-rammstein/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 16:10:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>owerdose</dc:creator>
				<category><![CDATA[paylaşayım dedim]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[rammstein]]></category>
		<category><![CDATA[sonisphere]]></category>
		<category><![CDATA[sonne]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.owerdose.com/?p=74</guid>
		<description><![CDATA[Iki hafta once Istanbul, Sonisphere ile birlikte dunyaca unlu cesitli metal gruplarina ev sahipligi yapti. Ilk gun headliner olan Rammstein unutulmaz bir performans sergilemisti. Daha onceden de bildigim ama benim icin cok ilgi cekici olmayan bu parcayi, bu konser ile bir daha kesfettim.
See more from Videos on rocktube.us
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Iki hafta once Istanbul, Sonisphere ile birlikte dunyaca unlu cesitli metal gruplarina ev sahipligi yapti. Ilk gun headliner olan Rammstein unutulmaz bir performans sergilemisti. Daha onceden de bildigim ama benim icin cok ilgi cekici olmayan bu parcayi, bu konser ile bir daha kesfettim.</p>
<p><embed width="450" height="366" src="http://www.rocktube.us/embedded/TMBZ4OVMF7x" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" type="application/x-shockwave-flash"></embed><br />See more from <a href="http://www.rocktube.us/categorie/Videos-38/" target="_blank">Videos</a> on <a href="http://www.rocktube.us/" target="_blank">rocktube.us</a></p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.owerdose.com/2010/07/08/sonne-rammstein/" target="_blank"><img src="http://www.owerdose.com/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.owerdose.com/2010/07/08/sonne-rammstein/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ogrencilik bitti mi?</title>
		<link>http://www.owerdose.com/2010/07/08/gsu-artik-cikiyor-hayatimdan/</link>
		<comments>http://www.owerdose.com/2010/07/08/gsu-artik-cikiyor-hayatimdan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 12:28:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>owerdose</dc:creator>
				<category><![CDATA[bizzat kendim]]></category>
		<category><![CDATA[galatasaray üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[mezun olmak]]></category>
		<category><![CDATA[mezuniyet]]></category>
		<category><![CDATA[onur]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.owerdose.com/?p=67</guid>
		<description><![CDATA[7 senelik seruven iste bitiyor. kaydolmak icin geldigim gunu hatirliyorum. yuzumde daha az kil vardi, daha gencti bedenim, zihnim. felsefe egitimi aldim, cok iyi bir ogrenci olmadim belki ama su yasami nasil hissetmem gerektigini ogrendim.  bir cok sey katti yasamima belki ama, bir cok seyi de aldi goturdu benligimden. daha cok bir adam olmadim, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>7 senelik seruven iste bitiyor. kaydolmak icin geldigim gunu hatirliyorum. yuzumde daha az kil vardi, daha gencti bedenim, zihnim. felsefe egitimi aldim, cok iyi bir ogrenci olmadim belki ama su yasami nasil hissetmem gerektigini ogrendim.  bir cok sey katti yasamima belki ama, bir cok seyi de aldi goturdu benligimden. daha cok bir adam olmadim, aksina azaldim.. yasami hissetmeye calisan genc bir adam oldum ama, heyecanim, kendime guvenim, masumiyetim yok artik.. gsu, guzelligim mi yoksa felaketim mi oldun bilemedim. bitiyor artik ve ben bir galatasarayliyim.. asla kurtulamam senden.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/07/30484_406604932535_677572535_4948518_4660280_n.jpg"><img class="size-medium wp-image-68 aligncenter" title="GSU ONUR AKKURT" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/07/30484_406604932535_677572535_4948518_4660280_n-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.owerdose.com/2010/07/08/gsu-artik-cikiyor-hayatimdan/" target="_blank"><img src="http://www.owerdose.com/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.owerdose.com/2010/07/08/gsu-artik-cikiyor-hayatimdan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>fevgo &#8211; haris alexiou</title>
		<link>http://www.owerdose.com/2010/05/02/fevgo-haris-alexiou/</link>
		<comments>http://www.owerdose.com/2010/05/02/fevgo-haris-alexiou/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 May 2010 16:29:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>owerdose</dc:creator>
				<category><![CDATA[paylaşayım dedim]]></category>
		<category><![CDATA[haris alexiou]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.owerdose.com/?p=63</guid>
		<description><![CDATA[gectigimiz ay gripinin yeni sarkisiyla karsilastim internet ortamlarinda. dinledim, cok guzel geldi sozleri, tinisi. bir kac dinlemenin ardindan bir sey dikkatimi cekti, melodi bir yerlerden tanidik ama nereden? googleda hemen kisa bir arastirma sonrasi buldum. haris alexiou hanimefendiden gelmis seneler once bu sarki fevgo ismiyle. daha sonra youtube&#8217;dan actim fevgoyu dinledim. bir kez daha bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>gectigimiz ay gripinin yeni sarkisiyla karsilastim internet ortamlarinda. dinledim, cok guzel geldi sozleri, tinisi. bir kac dinlemenin ardindan bir sey dikkatimi cekti, melodi bir yerlerden tanidik ama nereden? googleda hemen kisa bir arastirma sonrasi buldum. haris alexiou hanimefendiden gelmis seneler once bu sarki fevgo ismiyle. daha sonra youtube&#8217;dan actim fevgoyu dinledim. bir kez daha bir kez daha bir kez daha. yunanca bilmem etmem, ama sarkinin melodisi, soyleyenin vurucu sesi, bu kadar mi yasatir en yogunundan duygulari insanin bunyesinde. merak ettim anlamini fevgo&#8217;nun. eksi sozlukte hakkindaki karsima gelen ilk entryde sozlerinin anlami yaziyor. aslinda yunanca bilmeden de bu kadar iyi hissedilebilir bir sarkinin sozleriyle de anlatmak istedigi. yunanca bilmiyorum evet, ama ben sozlerin anlamini bilmeden de soyluyordum bunlari icimden sarkiyi dinlerken. tesekkur ederim alexiou.</p>
<p><embed src="http://www.metacafe.com/fplayer/yt-JpLz--wCbTQ/haris_alexiou_fevgo.swf" width="400" height="345" wmode="transparent" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="always" name="Metacafe_yt-JpLz--wCbTQ" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash"> </embed><br /><font size = 1><a href="http://www.metacafe.com/watch/yt-JpLz--wCbTQ/haris_alexiou_fevgo/">Haris Alexiou &#8211; Fevgo</a> &#8211; <a href="http://www.metacafe.com/">Funny blooper videos are here</a></font></p>
<p>zaman zaman gündüz düsler görürsün,<br />
ama simdi benim düslerim daha ileri gitmiyor.<br />
gidiyorum&#8230; simdi gidiyorum..<br />
bir zamanlar gözlerindeki güneslerin icinden bakardi,<br />
ve bu güneş beni lime lime ederdi.<br />
gidiyorum&#8230; simdi gidiyorum..<br />
simdi gökyüzü korkutmuyor beni yagmur bile yagsa,<br />
simdi düslerimin kimligi yok.<br />
gidiyorum.. simdi gidiyorum&#8230;<br />
gidiyorum artık kalbim almiyor,<br />
artik dostlarim söylesinler beni sarki diye.<br />
gidiyorum ve arkamda birakiyorum ortak düslerimi,<br />
hasta ve gücsüz duygulari..<br />
gidiyorum.. gidiyorum&#8230;<br />
artik yalanlara bulanmaya tahammülüm kalmadi,<br />
ve şimdi anladim ki ben de bir yalanmisim..<br />
gidiyorum.. simdi gidiyorum&#8230;<br />
artik hayatimi ölçüsüz yasamak istiyorum,<br />
kalbim gitgide bir tas gibi sertlesmekteyken.<br />
gidiyorum.. simdi gidiyorum&#8230;<br />
simdi insanlar ve sesler beni korkutmuyorlar artik,<br />
gidiyorum simdi gidiyorum..</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.owerdose.com/2010/05/02/fevgo-haris-alexiou/" target="_blank"><img src="http://www.owerdose.com/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.owerdose.com/2010/05/02/fevgo-haris-alexiou/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>cukurcak ve huzur</title>
		<link>http://www.owerdose.com/2010/05/02/cukurcak-ve-huzur/</link>
		<comments>http://www.owerdose.com/2010/05/02/cukurcak-ve-huzur/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 May 2010 16:23:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>owerdose</dc:creator>
				<category><![CDATA[bizzat kendim]]></category>
		<category><![CDATA[bahar]]></category>
		<category><![CDATA[balikesir]]></category>
		<category><![CDATA[balya]]></category>
		<category><![CDATA[bira]]></category>
		<category><![CDATA[cukurcak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.owerdose.com/?p=61</guid>
		<description><![CDATA[annemin babasi, yani buyukbabam, dedem balikesir&#8217;in balya ilcesinin cukurcak koyunden. orada dogmus, cocukken koyden cikip askeri okula gitmis.. Yillar sonra buyuk dayim ilkay bayram&#8217;in onderliginde tekrar koye bir donus hamlesine giristi tum aile. guzel bir ev yapti dayim koy merkezine ve baglar bahceler derken ben de sik sik gider gelir oldum bu guzel yere. simdi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>annemin babasi, yani buyukbabam, dedem balikesir&#8217;in balya ilcesinin cukurcak koyunden. orada dogmus, cocukken koyden cikip askeri okula gitmis.. Yillar sonra buyuk dayim ilkay bayram&#8217;in onderliginde tekrar koye bir donus hamlesine giristi tum aile. guzel bir ev yapti dayim koy merkezine ve baglar bahceler derken ben de sik sik gider gelir oldum bu guzel yere. simdi koyun merkezine biraz yuksekce bir yerden bakan evin avlusunda salincaga oturmus, muzigimi acmis, elimde biram ile keyif yapiyorum, yaziyorum. burada arkadaslar ile dostlar ile beraber olmak kadar tek basina kalip kafa dinlemekte harika bir duygu. baharin gelisiyle heryer yemyesil ve dogada bir yeniden uyanis havasi var. hersey oturdugum yerden bu kadar harika gorunurken bunu paylasmak istedim. gunes batmak uzere, karsimdaki tepeler yemyesil. kuslarin civiltisindan pek hazetmem aslinda ama burada o bile cok guzel geliyor. 2010 yazi basliyor, universite bitmek icin son duzluge giriyor, yasam degisiyor ve ben tam su anda, elimde biram ile yazi karsiliyorum..</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.owerdose.com/2010/05/02/cukurcak-ve-huzur/" target="_blank"><img src="http://www.owerdose.com/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.owerdose.com/2010/05/02/cukurcak-ve-huzur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>mezun olur gibi</title>
		<link>http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/</link>
		<comments>http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Apr 2010 18:18:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>owerdose</dc:creator>
				<category><![CDATA[bizzat kendim]]></category>
		<category><![CDATA[paylaşayım dedim]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[galatasaray üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[mezun olmak]]></category>
		<category><![CDATA[mezuniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.owerdose.com/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[son sene mi dedik başında. son sene olamadı, bir dönem daha bu üniversitedeyim ve şubat 2011&#8242;de mezunum. ancak son sınıf olmamızdan ötürü cübbeli fotolarımızı bu hafta çektirdik. artık mezun olma havasına da girdik. bu üniversitede geçen bunca yıl içinde en farklı günlerden bir tanesiydi geçtiğimiz çarşamba günü. şimdi artık kalan sınavları teker teker verip, diplomayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>son sene mi dedik başında. son sene olamadı, bir dönem daha bu üniversitedeyim ve şubat 2011&#8242;de mezunum. ancak son sınıf olmamızdan ötürü cübbeli fotolarımızı bu hafta çektirdik. artık mezun olma havasına da girdik. bu üniversitede geçen bunca yıl içinde en farklı günlerden bir tanesiydi geçtiğimiz çarşamba günü. şimdi artık kalan sınavları teker teker verip, diplomayı almak kaldı. umarım bundan sonrası da fotoğraflardaki gibi mutlu bir şekilde ilerler.</p>

<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/kopyasi-cab_5866/' title='Kopyası CAB_5866'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/Kopyası-CAB_5866-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="Kopyası CAB_5866" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_4809/' title='CAB_4809'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_4809-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_4809" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_4816/' title='CAB_4816'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_4816-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_4816" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_4828/' title='CAB_4828'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_4828-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_4828" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_4829/' title='CAB_4829'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_4829-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_4829" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_4831/' title='CAB_4831'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_4831-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_4831" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_4835/' title='CAB_4835'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_4835-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_4835" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_4839/' title='CAB_4839'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_4839-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_4839" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_4840/' title='CAB_4840'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_4840-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_4840" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_4843/' title='CAB_4843'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_4843-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_4843" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_4873/' title='CAB_4873'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_4873-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_4873" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_4927/' title='CAB_4927'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_4927-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_4927" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_4954/' title='CAB_4954'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_4954-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_4954" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_4957/' title='CAB_4957'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_4957-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_4957" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_5851/' title='CAB_5851'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_5851-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_5851" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_5852/' title='CAB_5852'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_5852-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_5852" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_5859/' title='CAB_5859'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_5859-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_5859" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_5864/' title='CAB_5864'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_5864-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_5864" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_5865/' title='CAB_5865'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_5865-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_5865" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_5866/' title='CAB_5866'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_5866-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_5866" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/cab_5867/' title='CAB_5867'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/CAB_5867-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="CAB_5867" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/ilkayonur/' title='ilkayonur'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/ilkayonur-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="ilkayonur" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/kopyasi-cab_4809/' title='Kopyası CAB_4809'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/Kopyası-CAB_4809-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="Kopyası CAB_4809" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/kopyasi-cab_5866-2/' title='Kopyası CAB_5866'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/Kopyası-CAB_58661-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="Kopyası CAB_5866" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/prfil/' title='prfil'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/prfil-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="prfil" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/profil2/' title='profil2'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/profil2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="profil2" /></a>
<a href='http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/profil3/' title='profil3'><img width="150" height="150" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/profil3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="" title="profil3" /></a>

<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/" target="_blank"><img src="http://www.owerdose.com/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.owerdose.com/2010/04/23/mezun-olur-gibi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Albinoni Adagio In G Minor &#8211; Vesselin Demirev</title>
		<link>http://www.owerdose.com/2010/04/21/albinoni-adagio-in-g-minor-vesselin-demirev/</link>
		<comments>http://www.owerdose.com/2010/04/21/albinoni-adagio-in-g-minor-vesselin-demirev/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Apr 2010 14:29:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>owerdose</dc:creator>
				<category><![CDATA[paylaşayım dedim]]></category>
		<category><![CDATA[Albinoni Adagio]]></category>
		<category><![CDATA[müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Vesselin Demirev]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.owerdose.com/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[zaman duruyor sanki. Demirev&#8217;in kemanının sesi, Remo Giazotto&#8217;nun mükemmel eseriyle birleşiyor. gözlerinizi kapatın ve bırakın zaman dursun..

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>zaman duruyor sanki. Demirev&#8217;in kemanının sesi, Remo Giazotto&#8217;nun mükemmel eseriyle birleşiyor. gözlerinizi kapatın ve bırakın zaman dursun..</p>
<p><object width="480" height="385"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Nl6samrZt5s&#038;hl=en_US&#038;fs=1&#038;color1=0x5d1719&#038;color2=0xcd311b"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/Nl6samrZt5s&#038;hl=en_US&#038;fs=1&#038;color1=0x5d1719&#038;color2=0xcd311b" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"></embed></object></p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.owerdose.com/2010/04/21/albinoni-adagio-in-g-minor-vesselin-demirev/" target="_blank"><img src="http://www.owerdose.com/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.owerdose.com/2010/04/21/albinoni-adagio-in-g-minor-vesselin-demirev/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>beyaz Converse ile yağmurdan kaçmak</title>
		<link>http://www.owerdose.com/2010/04/18/beyaz-converse-ile-yagmurdan-kacmak/</link>
		<comments>http://www.owerdose.com/2010/04/18/beyaz-converse-ile-yagmurdan-kacmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Apr 2010 22:51:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>owerdose</dc:creator>
				<category><![CDATA[bizzat kendim]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz]]></category>
		<category><![CDATA[converse]]></category>
		<category><![CDATA[emo]]></category>
		<category><![CDATA[haydarpaşa]]></category>
		<category><![CDATA[ilkay]]></category>
		<category><![CDATA[kaçmak]]></category>
		<category><![CDATA[onur]]></category>
		<category><![CDATA[sarı saç]]></category>
		<category><![CDATA[tren]]></category>
		<category><![CDATA[yağmur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.owerdose.com/?p=27</guid>
		<description><![CDATA[Yağmur yağıyordu, koşuyordum. Bu ıslak şehirden kaçıyordum.
Hayallerim vardı benim, yatağa her girdiğimde, uykudan hemen önce düşlediğim yarınlar. Hiç bir zaman elde edemediğim yalan yarınlar, sabahında daha da yaşlanıyor olduğum, her bir gecede düşünü kurduğum, ama ölüme biraz daha yaklaştığım her yeni günde yine de mutlu olamadığım yarınlar..
İşte o gece de, yatağıma girmeden önce camdan dışarı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yağmur yağıyordu, koşuyordum. Bu ıslak şehirden kaçıyordum.<br />
Hayallerim vardı benim, yatağa her girdiğimde, uykudan hemen önce düşlediğim yarınlar. Hiç bir zaman elde edemediğim yalan yarınlar, sabahında daha da yaşlanıyor olduğum, her bir gecede düşünü kurduğum, ama ölüme biraz daha yaklaştığım her yeni günde yine de mutlu olamadığım yarınlar..<br />
İşte o gece de, yatağıma girmeden önce camdan dışarı kafamı uzatıp derin bir nefes aldım. Yerler, hava kupkuruydu. O gün akşamüstüne kadar yağmur aralıklarla yağmasını sürdürmüştü ve ben, bir haftadır, ıslanırım veya kirlenirler diye ayağıma geçirip dışarıya çıkaramadığım beyaz converselerimi giyebilmenin hayali ile yanıp tutuşuyordum. Her şey yolunda görünüyordu. Televizyonlar ertesi gün yağmur beklenmediğini söylemişlerdi, internette hangi hava durumu sitesine baksam, yağmur belirtisi yoktu, burnum da, gözlerim de havada bir nem yakalamamışlardı. Bu sefer olacaktı, bu sefer, bir haftadır evin içinde ayağımdan çıkarmadığım, ama dışarı adım atmak söz konusu olduğunda, kalas gibi ağır olan botlarımı giymek zorunda kalmadan converselerimi geçirecektim ayağıma. Nihayet güzel günler görünmüştü ufukta.<br />
Sabah 6.45’e kurduğum saat çaldığında yatağımdan çıkmak istemedim. Yine bir yarın olmuştu ve kader ağlarını örmüş beni bekliyordu. Duyuyordum. Üst katın balkonundan alt kattaki bakkalın bir önce ay yaptırdığı yağmurluğa damlayan suyun seni beynimde yankılanıyordu. Asfaltın üzerinden çıkan, suyun çarpma sesi kulağımda çınlıyordu. Bir damla yaş aktı gitti gözlerimden yüreğime. Neye sitem etseydim, neye bağırıp çağırsaydım bilemedim. Gözümde yaşlarla, yeni bir güne başlıyordum.<br />
Yine mi o burnu ezilmiş, ağır botları giymek zorundaydım? Yine mi giyemeyecektim süt beyaz converselerimi. Her yeni sabahta kaderime böyle boyun mu eğecektim? Geçen günlerimi düşündüm bir an, o ağır botlarla, lanet okulun yokuşunda tükettiğim günlerimi düşündüm. Olmazdı, izin veremezdim. Ya bu kadere boyun eğecektim ve tıpış tıpış bir kenara koyacaktım converselerimi, ya da kaçacaktım kaderden, beni yakalamasına izin vermeyecektim.<br />
Evden çıktığımda yağmur yağıyordu ve ben, ayağımda beyaz meleklerimle, yüzümde cesaretin ve gururun verdiği bir ifadeyle, bu ıslak şehirden kaçıyordum. Hayallerim vardı benim ve ben bu lanet yağmura, çamurlu yollara, ıslak gözlere izin vermeyecektim. Gidecektim, yağmurun yere dokunmadığı, güneşin ayaklarımı terletmeye çalıştığı ama conversein bez yüzeyi ve ayak içlerine doğru var olan iki deliği ile terlemeye izin vermediği diyarlara gidecektim.<br />
Bahariye’den Haydarpaşa’ya kadar kâh su birikintilerinden atlayarak, kâh arabaların hızla geçip sıçrattığı sulardan sıyrılarak koştum. Converselerim kirlensin, beyaz ötesi yüzeyi lekelensin istemiyordum ama bundan kaçınmak zordu. Yine de önemli değildi, gideceğim diyarda yıkardım, hiç olmadı yenisini alırdım, ama gönlümün dilediği zaman, özgürce giyebilirdim onları. İşte bu motive ve gazla koştum onca yolu.<br />
Kan ter kalmış biçimde, yetişebildiğim ilk vagona attım kendimi. Ne biletim vardı, ne de bir yerim. Yemekli vagona kadar ilerleyip hemen kapının solundaki masaya yığıldım. Bu şehirden kaçarım demek kolay, iyi güzeldi ama benim gibi şişko bünyeye sahip kim olsa o kadar yolu koşmak koyardı. O an “Converselerle yine iyi koştun oğlum, bir de botlar olsaydı ayağında, hayatta koşamazdın o kadar yolu, iyi ki varmış bu bez ayakkabılar” dedim kendime. Sonra botlar olsa zaten şehirden kaçmayacağım aklıma geldi, çok üzerinde durmadım bu düşüncemin. Ben yine özgürlüğü, mutluluğu ve kaderime boyun eğmeyişimi düşündüm. Cesaretimin meyvelerini alıyordum bile, daha yolun başındaydım ama kaderin ağlarından kurtulduğumu hissediyordum. Oturduğum yerde gideceğim yerleri düşledim, converseim ile yürüdüğüm yolları, geçtiğim sokakları, koştuğum çayırları getiriyorum gözlerimin önüne. Hiç yağmur yağmayacaktı, şehir hiç öğle vakti bulutlarla kaplanıp, karanlık olmayacaktı. Orada hep yaz olacak, ağaçlar, böcekler, kuşlar güneş ile dans ediyor olacaktı ve ben bir ömür sürecektim converselerim ile. Gönlümden geçtiğince, özgürce, kâh ayağımda, kâh bağcıklarını birbirine bağlayarak, omzumdan sarkıtarak koşacaktım.<br />
Aslında suçlu yağmur değil, toplumdu, önyargılarımızdı, bizdik. Okulda, yolda, parkta, bahçede, nerede olursa olsun, ne zaman yağmur yağsa, tüm acır bakışlar, a<a href="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/26841_377475772535_677572535_4225947_120923_a.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-26" title="26841_377475772535_677572535_4225947_120923_a" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/26841_377475772535_677572535_4225947_120923_a.jpg" alt="" width="218" height="163" /></a>yağında converse olan birine yönelirdi. O “zavallı”, hıyarlık ve salaklık arasındaki ince çizgide salınır dururdu. Acizlik, bu tabuyu yıkıp geçmeye cesareti olmayanlarda mıydı, yoksa bu lanet olası tabuyu yaratan toplumun kendisinde miydi? Yok, erkek sol kulağına küpe takmaz, yok, kızlar teklif etmez, yok, sevgilinin yanında osurulmaz gibi niye yağmurda converse giyilmezdi ki? Kumaştan olduğu için ayağa su girer korkusu muydu bizi bu zevkten mahrum bırakan? Başka ayakkabılara yağmur yağınca hiç mi su girmez, delikli nikelar adidaslar, hepsi ayaklar daha rahat nefes alsın, terlemesin diye delikli ve su sızdırmaya meyilli değil mi? &#8220;Fukaranın düşkünü, beyaz giyer kış günü” bu toplum tarafından üretilmişti ve alaycı ağızlarda dolanmıyor muydu? Bu düşünceler içinde tabulara isyan ederken, tren çoktan istasyondan ayrılmış, bilmediğim diyarlara yola koyulmuştu. Kaderimden kaçarken, cama kafamı yaslamış, dışarıya bakıyordum. Kentin gözyaşları camın bir köşesinden diğer köşesine doğru, çaprazlamasına kendilerini yol bulmuş akıyorlardı. Gözlerim yaşlı, yüreğim, ardımda kocaman bir hayat bırakmış olmanın acısıyla cızırdıyordu. Gidiyordum..</p>
<p>Kolay değildi, belki kadere boyun eğmemiştim ama sevgililerim, dostlarım, anılarım arkamda kalıyorlardı. Alışkanlıkları terk edip gitmek ne kadarda zormuş diye geçirdim içimden, bir yanda özgürce giyebileceğim converseler, diğer yanda beni ben yapan yaşamım.. Derin düşünceler içinde camdan dışarı bakıyor dururken, tren birden bir tünele girdi. Yemekli vagonda yanan floresanlar, dışarısı zifiri karanlık ve camda, onun yan masadan yansımasını gördüm.<br />
Trene bindiğim andan bu yana, yeni yaşamımın hayalinin ve geçmişi bırakmanın acısının ruhumda harmanlanması içinde hiç dikkatimi çekmemişti. Garip bir hali vardı. Kırmızı kadehi elindeydi ama gözleri bambaşka yerlere dalıp gitmişti, bense ona baktıkça yıkılan hayallerimi görüyordum gözlerinde. Uzaktan bir süre izleyip gözlerinde hülyalara dalıp dalıp çıktıktan sonra usulca karşısına geçtim. Başını kaldırdı, yaşlıydı gözleri. Daha ben sormadan anlatmaya başladı. Bir yandan ağlıyor, bir yandan da akıtıyordu kederini. O da benim gibi kaderine boyun eğmemeyi seçmişti zamanında, yaşadığı küçük şehirde, yine toplumun tabularının karşısına dikilmişti. Saçlarını civciv sarısına boyatmıştı, toplum karşı çıkmıştı. Sırf yenilmemek için, sırf şu yaşamına bir anlam katabilmek adına ayakta durmaya çalışmıştı ama mahallesinde onu görenler saçlarına bakıp bakıp sırıtıyorlardı, çarşıda esnaf onu deli sanıp dükkânına bile sokmuyordu. Yerel gazeteler, Manisa’da EMO görüldü diye manşet atıyorlardı. O ne EMO’ydu, ne de deli. O sadece özgürlüğün, zincirlerinden kurtulmaya çalışan sıra dışılığın bir neferiydi ve aynı benim şimdi yaptığım gibi kaçmıştı,İstanbul’a gelmişti. Mavi Jeans’in reklamları diyordu ya hep “burası İstanbul” diye. O da öyle sanıyordu. Sanki İstiklal Caddesi’ne çıktığında, kendi gibi sapsarı saçlı insanları özgürce dolaşıyor gördüğünde, her şey iyi olacaktı. İyi olmasa bile aynı benim şu an hissettiğim gibi, geçmişi bırakıp gidebilme gücü ona haz verecekti. Ama öyle değildi, onun hayali, onun savaşı, sarı saçlarıyla, kırmızı rugan topuklularıyla salınıp gitmekti. Ama kırmızı ruganlar farklıydı, İstanbul’a bu bile fazlaydı. Beyoğlu’na gelip İstiklal’e çıktığı ilk anda gözler yine ona çevrilmişti. İnsanlar alaycı ifadeleriyle bir saçlarına bir ayaklarına bakıyorlardı. Manisa’da ona sarı saçlarıyla EMO demişleri, İstiklal’de bir EMO bile değildi.<br />
İstanbul bile onu kaldıramıyorsa hayatın çok bir anlamı kalmamıştı. Tüm yenilmişliği ile geri dönmek istedi ama dönemezdi, yakmıştı gemileri, yıkmıştı köprüleri. Ne yapacağını bilememenin verdiği korkuyla şaraba vermişti kendini. Her gün içmiş, içmiş, günler geçtikçe saçlarının dibi gelmişti. Kapkara saçları ona geçmişini hatırlatırcasına alttan alttan çıkmaya başlamıştı. Karşımda gözyaşlarıyla bana hikâyesini anlatıyordu ama o anlattıkça içim bir hoş oldu, saçlarına baktıkça gülümsememek için zor tutuyordum kendimi. Kırmızı ruganlar ayağını şişirmiş olacak ki, çıkarıp yanına koymuştu onları. Aslında uyumsuzluğun bir <a href="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/26841_377489667535_677572535_4225971_2947858_a.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-28" title="26841_377489667535_677572535_4225971_2947858_a" src="http://www.owerdose.com/wp-content/uploads/2010/04/26841_377489667535_677572535_4225971_2947858_a-135x300.jpg" alt="" width="138" height="309" /></a>güzelliği vardı üzerinde. Dibi gelmiş civciv sarısı saçlar, kırmızı ruganlar ve elinde kırmızı şarap kadehi. Kan kırmızı, içtikçe yüreğine akan kırmızı.<br />
O çektikçe şarabı ben dertlendim, daha da karardı içim. Hikâyesini düşündüm, gittiğim yerde beni de aynı kader mi bekliyordu? Bir sabah uyandığımda, geriye dönmenin özlemi saracak mıydı ruhumu? Ona EMO bile diyemiyorlardı, bana ne demeyeceklerdi? Gerçi gittiğim yerde converselere garip gözlerle bakamayacakları, bilhassa yağmur hiç yağmayan bir yer bulacaktım. Ama ya bu özgür ruhu kabul edebilecek miydi orası? Onun sarı saçlarını İstanbul kabul edebilirdi ama Sarı saç + kırmızı rugan topuklu kombinasyonu ağır gelmişti İstiklal’e. Gittiğim yerde yağmur olmasa bile, özgürce converselerimle koşuşturuyor olsam bile ya başka bir tabu karşıma çıkıp dikilirse ne olacaktı? Nereye giderdim, ne yapardım.. Korktum, converseleri giyememekten korktuğumdan daha fazla korktum. O ağlayan sarı siyah civciv, şarap kırmızı gözleriyle bana baktıkça daha da korktum..<br />
Trenin durduğu ilk istasyonda vagondan atlayıp ters istikamete giden treni bekledim. Dönüyordum geri, tırsaklığımdan hiç gocunmuyordum, onun hali, mağlubiyetinin sonuçları, karşımda dikilmişti, aklımı başıma getirmişti. Geri dönüyordum, şehrime, dostlarıma, sevgililerime, aileme geri dönüyordum. Varsın conversei sadece yağmur yağmadığı günlerde giyeyim, varsın ağır botlarımla okulun yokuşunu aşındırayım. Hiçbir yere ait olamama ihtimali daha korkunçtu. Manisa’da sarı saçlarıyla EMO damgası yiyen biri, ayağına kırmızı rugan topuklu geçirdiğinde İstanbul’da bile EMO’lardan daha aşağılanmış, kabul görmemişti ve benim dert ettiğim şey bununla karşılaştırılamazdı bile. O neyle başa çıkmak zorunda kalmıştı, benim kaçtım şey ise yağmur yağıp converse giydiğimde aldığım kıçı kırık bir yan bakıştı. Hem Beyoğlu’nda benim gibi derde sahip insanlar vardı, o ise bir başına durmaya çalışmıştı karşısında toplumun. Aslında şükretmeliydim halime. Hayallerime, alay eden gözlerin olmadığı yağmurda converse giyebilme özgürlüğüne hiç ulaşamayacaktım belki ama hiç olmazsa EMO’lardan bile daha çok kabul görecektim toplumda. Varsın gülsünler dedim gelen trene binerken, yeter ki EMO’dan da kötü demesinler..</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.owerdose.com/2010/04/18/beyaz-converse-ile-yagmurdan-kacmak/" target="_blank"><img src="http://www.owerdose.com/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.owerdose.com/2010/04/18/beyaz-converse-ile-yagmurdan-kacmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>into the wild</title>
		<link>http://www.owerdose.com/2010/04/18/into-the-wild/</link>
		<comments>http://www.owerdose.com/2010/04/18/into-the-wild/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Apr 2010 22:38:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>owerdose</dc:creator>
				<category><![CDATA[paylaşayım dedim]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[into the wild]]></category>
		<category><![CDATA[lord byron]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.owerdose.com/?p=23</guid>
		<description><![CDATA[bir film. sadece film değil ama bu bana. izlerken farklı duygulara girdim çıktım. biz insanoğlunun özelliği, empati kuruyoruz. durmadan, başkalarıyla etkileşime geçtiğimiz her an kendimizi koyuyoruz karşıya, kendimizi orada görüyoruz ve böylelikle hissedebiliyoruz, duyumsayabiliyoruz. işte bu filmde de yine aynı duygu etkileşimine girdim. ama biraz daha farklı etkiledi beni. 
bir genç, üniversiteye başlayacak. herşeyi bırakıyor, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bir film. sadece film değil ama bu bana. izlerken farklı duygulara girdim çıktım. biz insanoğlunun özelliği, empati kuruyoruz. durmadan, başkalarıyla etkileşime geçtiğimiz her an kendimizi koyuyoruz karşıya, kendimizi orada görüyoruz ve böylelikle hissedebiliyoruz, duyumsayabiliyoruz. işte bu filmde de yine aynı duygu etkileşimine girdim. ama biraz daha farklı etkiledi beni. </p>
<p>bir genç, üniversiteye başlayacak. herşeyi bırakıyor, alaska&#8217;ya gitmek, doğayla bütünleşmek için, gündelik yaşamımızın tüm yalanlarından kurtulmak adına sıyrılıyor dünyasından. tek başına.. göğsünü sıradan yalanlara karşı açarak, yıkıyor tabularını yaşamının. izlemediyseniz, şiddetle öneriyorum..</p>
<p>filmin başında bir kaç dize var lord byron&#8217;dan, paylaşmak istiyorum;</p>
<p>&#8220;there is a pleasure in the pathless woods<br />
there is a rapture on the lonely shore<br />
there is society,where none intrudes<br />
by the deep sea,and music in its roar:<br />
i love not man the less,but nature more&#8230;&#8221;</p>
<p class="facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.owerdose.com/2010/04/18/into-the-wild/" target="_blank"><img src="http://www.owerdose.com/wp-content/plugins/add-to-facebook-plugin/facebook_share_icon.gif" alt="Share on Facebook" title="Share on Facebook" /></a></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.owerdose.com/2010/04/18/into-the-wild/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
